Erdal Türkmen - İstanbul'un Fetih Gerçeği
Yıl 1453 sabahı… Havada “bugün neler olacak anasını satayım, hele bir görün bilinci”… Envai çeÅŸit kuÅŸtan alınma tüy yatağında, Erdal Türkmen bir rüya gördü o gece. Zaten en güzel ve muhteÅŸem rüyaları hep o görürdü. Bir ses daima, “Bir köprü yap! Bir köprü yap! BoÄŸaz ve FSM köprüsü olsun! OGS ve KGS uygular dünyanın parasını kırarsın!” dedi. Erdal Türkmen kan, ter ve gülle uyandı. Kendine gelmek için gülü sıkıp suyunu içti… Evet o bir sıktı mı mangalda gül bırakmazdı. Evet İstanbul’ u fethetmeliydi… En güzel fetihleri de istinasız o yapmış idi. Neden bir yenisi olmasındı... Hem böylece karşı dairenin kızı Fevriye’ ninde gözüne girerdi. Yada Fevriye nereye isterse… Özel hayatlarına karışamayızdı… Erkenden kalktı. Herkesten önce o kalkardı... Yol aldı… Aldığı yolları yazsak diliniz damağınız tutulur... Neyse...
Ordular karşılıklı Golden Horn denilen bölgeye yığılmış idiydi… “Ne demekti lan Golden Horn?”… Meraklıydı Erdal Türkmen. Altı ay çalışır gibi, 3 saat İngilizce çalıştı... 1453 ü düÅŸünün. O zamanın elveriÅŸsiz ÅŸartlarında ingilizceyi öÄŸrenmek, deveyi sivrisineÄŸin dübürüne sokmaktan farksızdı. Ama o çalışkanıdı… İngilizceyi sular ÅŸelaller gibin söktü dikti, söktü dikti. Aynı zamanda büyük bir dil terzisi oldu. O kadar iyi İngilizce konuÅŸuyordu ki düÅŸman kuvvetleri kendisine ÅŸövalye ünvanı verip, elçilik teklif ettiler…
Sonra Sultanahmet halıcılarından teklif geldi… “Oh my God” dedi Erdal... İngilizceyi çok fazla öÄŸrendiÄŸini anladı. Akabinde, 1.5 saat boyunca ingilizceyi unutmak için, gerisin geriye çalıştı… Sonra atını azgın, Haliç denilen Golden Horn’ a doÄŸru sürmek istedi. Fakat Haliç, azmaya hazır deÄŸildi. Azık deÄŸildi o... Erdal aniden durdu ve “Ne diye dört nala atımı süreyim de, hayvanı terleteyim. Bu at hayvanı bana daha çok lazım” dedi… At da Erdal’ la aynı fikirdeydi. “Lazımım sana Erdal abi” dedi. Bir süre öylece dediÅŸtiler… 40 bin ÅŸekerpare top atışından sonra hala düÅŸman kuvvetleri teslim olmuyorduydu…
Bundan sonrasını Erdal’ ın bizzat kendi aÄŸzından dinleyelim. Ağızdan aÄŸza laf verilmez, mikrop kapar ama neyse…
“- Yirmi tanesini sol elle, yirmi de saÄŸ elle topları fırlattım… Kale yer yer delik deÅŸik olsa da tam anlamıyla istediÄŸim kıvama gelmemiÅŸti. Derhal, Derman ToroÄŸlu’ nu çağırttım. Tiz geldi. Kaledeki delikleri yorumlattım. Tek başıma yorumlayamam dedi… Zaten kan beynime çıkmış, sizinle mi uÄŸraÅŸacam deyip, Derman’ ı da kaleye fırlattım… Kalede 41 delik vardı…
-MaÅŸallah dedim!..
Sonra yine dedim. Ne dedim?
-Ulan dedim, Horn’ a kadar gelmiÅŸim neden denizden fethetmiyorum bu İstanbul’ u… Baktım kalınca bir zencir çekmiÅŸler Horn’ a…
Tırnak makasımı çıkarıp, en zayıf halkayı kesmeye baÅŸladım. AdetaÄŸa İstanbul’ u kendime çekiyordum. Çekiyordum ama iÅŸ uzun sürüyordu. Benim anlaÅŸmamda akÅŸam altıda paydos yazar. İşi yetiÅŸtirmem lazım yani.
Saate baktım altıya çeyrek var. Hem bir taraftan da atım bağırıyor,
“-Ya Erdal abi makası körleyeceksin. Ben neyle tırnaklarımı kesecem?” diye.
Hayvan haklı. Ama Erdal’ lığa da fok sürdürmemek için,
“-Sen karışma benim lan iÅŸime. Tırnak makası senin köpeÄŸin olsun. Neyse parası yenisini alırız.”dedim.
Atım mahcubiyetten hönkür hönkür aÄŸlamaya baÅŸladı. Üstüne,
“-Sus ulan sulu zırtlak. Beni de aÄŸlatacaksın” der demez, Nasrettin Hoca bindiÄŸi dalı kesmeye baÅŸladı.
“-Hoca hoca, al makası vereyim de yorma bünyeni” dedim.
“-Ne yorucam be. AÄŸaçta beÅŸ, evde onbeÅŸ” dedi…
O anda aklımda bir ÅŸimÅŸek çaktı. Ben karşı tarafa neden gemileri kaydırmıyordum?
"-Küçükken deniz kenarında hep taÅŸ sektirirdim. Yine öylece, gemileri sektireyim” dedim.
Sekreterim hemen bunu not aldı… Fakat bir baktım ki Horn’ un tam yanında bir tabela
“-Gemi sektirmek ve kaydırmak yasaktır” yazıyor.
"-Ulan dedim şimdi cezaya girecez, hata puanı alcam. En iyisi başka bir yol bulayım."
Hemen orada hazır bekleyen gemi marangozlarından aldığım alet edevatiyelerle, gemileri küçülttüm… Küçülen gemileri zencirin altından geçirdim… BeÅŸ gemi vardı. Küçülünce oldu 150 gemi. DüÅŸman kuvvetlerinin görecekleri taraflarına da dürbünün camını, tersinden baÄŸlattım. Dürbün camı tersten gemileri büyük gösteriyordu… 150 geminin kara sularına girdiÄŸini gören düÅŸman kuvvetleri dumurlardan dumur beÄŸendiler… İstanbul’ un fethi gerçekleÅŸmiÅŸti. Bundan sonra o zenciri oradan çıkartarak, gemici çakmağımla erittim. İstanbul’ un yeniden inÅŸasında kullandım… Bir kısmını da yurt dışına sattık… Onlar da o demirle, demir perde ülkeleri oluÅŸturdular... Bu haber Zürriyet gazetesine manÅŸetten girdi… Ama daha sonra dış mihraklar o sayıyı toplatıp, imha etmiÅŸler. Bu yüzdendir ki olayın aslını tam bilmiyorsunuz. Olsun. Ben mütevazı bir insanım. Ha o zaman öÄŸrendiniz ha ÅŸimdi. Önemli olan gerçeklerin ortaya çıkması. Bütün bu geliÅŸmeler olurken ben de Fevriye’ yi alıp yıllık iznimin bir bölümünü kullanmak üzere, 80 günde devri aleme çıktım…” diyor
Erdal Türkmen… İşte bir tarihin tozlu sayfaları arasındaki yanlış olan bir bilginin doÄŸrusunu ortaya çıkarmanın huzuru ve gururuyla doluyuz… |